2 Şubat 2010
Kaldırım Senfonisi
Masumiyetini akıtır, yarım saat için yirmi liraya.
Hiç doğmayacak çocuklarla karışmış saflığı da zevk suyu olur, süzülür dışarıya.
Otel odasında bırakır, leke olur saflığı saten çarşaflarda.
Duvarlar şahittir İstanbul'un harcadıklarına.
Ondan sonra kimbilir kaç kişi beyaz akıtacak,
aynı odadaki eskimiş yatağa.
Kim bilir kaç inleme duyacak bu oda.
Kimbilir kaç intihar mektubuyla karalanıcak, kaç gözyaşıyla ıslanacak.
Kaç kere karısını aldatacak,kaç kere bakirliğini yiterecek birileri bu odada.
Günlerden yine iş başı.
Çıkar bi kaç kuruş kazanma umuduyla yola.
Dolaşır ay ışığıyla aydınlanan kaldırımlarda.
Kepenkleri çekilmiş dükkanlar görür,
binalarda, sarı ışıklarla perdeye yansıyan bir kaç insan gölgesi dışında.
Evlerine dağılmış insanlar, terkedilmişliği hatırlatır ona.
İğrenti bakışlar hiçe sayılmışlık, çok tanıdık tattır damağında. .
Anne şevkati, baba sıcaklığıyla ısındığı geceleri düşünür,
Vardır elbet onunda zamanında, o kimsesiz değildir ya
Vardır, bir zamanlar onuda kucaklayan sıcak kollarında. .
Gözyaşı olur özlediği sıcaklık akar, bekaret rengi dudaklarına.
Sessiz ve derinden çürüyen şehrin uğultusu ve
topuklu rugan ayakkabısının kaldırımı ezme sesi vardır sokakta. .
Yıllarını harab ettiği kepazeliklerine şahit olan kaldırımları ezer ağırlığınca.
Kaybolan hayatların sesini duyar kaldırımın haykırışında.
Karanlık caddede boy gösterir, kaldırım senfonisi çalar arkaplanında.
Artık tüm Beyoğlu onundur.
Onun saatidir şimdi!
Kana kana içilmelidir meyhanelerde!
Gözünü sevdiğim İstanbul'da yoktur ki tutanı elinden.
''Eti senin, ruhu benim ey İstanbul'' demiştir tanrı.
Kraliyet tahtında orgazm sigarası yakar tanrı, izlediği porno sonrasında.
Çok ucuza sattı tanrı onu İstanbul'a.
Bir matbaa ürünü ''kitapta'' merhametden söz edildiğini duymuştu evvelden.
Merhamet, mürekkep lekesi.
Kağıt üzerinde merhamet tanrının somut kanıtı sözde.
Fahişenin gözüde ise,
Ölmemek için yatmaktır silah zoruyla, evinde matbaa ürünü bulunduranlarla.
Yalvarışlarla sonlanır inlemeleri.
Girmemek için tanrının koynuna.
HER HAKKI SAKLIDIR!!
Kendi beyninizin ürününü kullanın.
Başkalarının yazılarını çalıp benliğinizi hiçe sayacak kadar aşağılık değilsinizdir umarım..
Beynim çalışmıyor, bir şey üretemiyorum.Başkalarının eserlerini çalayım.Yazıktır.
Öyle bi amacın varsa hemen defol!
Aciz yaratık!
28 Ocak 2010
Egoistan
Niyeti sevişmektir.
Çocuğun egosu o kadar tavandır ki kızı iter.
Kız afallar ve dumura döner.
Hani normal bir Türk genci olsa direk kıza yapışır kıza diliyle tecavüz eder, ama adam o safhaları çoktan aşmıştır, her neyse..
Aradan zaman geçer çocuk artık üniverstelidir.
Bunu stüdyoda yaptığımız prova arasında kızla dalga geçerek matah birşey yapmışcasına anlatır.
Çocuk doyumsuz.Neye elini atsa sahip olabiliyor.Ve bu yüzden hiç bir şey ona zevk vermiyor.
Aslında çok yazık.
Tatminkarlığı bilmemesi..
Hırslarına yenilmesi.
Aptal kolej öğrencilerinin, aptal ego yarışlarıyla mal varlıklarını kıyaslamaktan zevk alan, sürekli birbirlerini aşağılayan, 'kanka' dediği kişiyle bile aralarında bir yarış olan aslında egolarının esiri gerçek sevgi nedir bilmeden yetişen bir gençlikten söz ediyorum.
Çevre derdinde, hava derdinde.Aslında sahip olamadıkları ilgiyi böyle aptalca davranarak kazanacaklarını sanıyorlar.Yükseldikçe diğer yamyamların hedefi haline geliyor, hasetlerinden çatlayacak olanlar dedikodu krizine girip onları kötüleyerek kendilerini birazda olsa rahatlatıyor, ve ona rağmen kişinin çevresinden ayrılmak istemiyor, çünkü kişi onlara sükse sağlıyor.Bu insanlar o kişiden hakaret yeselerde, kişiyi öpüp başlarına koyuyorlar.
Ama kişi boşda değil.
Yabancı dil, bir kaç enstürman çalabilme yeteneği, fit bir vücut.
Lisedeyken altına çekilmiş jeep.
Yurd dışı seyahatleri.
Görmüş geçirmişlik.
Laf ebeliğine müsait bir çene
Full özgüven.
Evinde emirler yağdırıp özel şöförle seyahat eden.
Otobüse binmek nedir bilmeyen
Hatta insanın cebinde parası olmaması nedir algıyayamayan.?
Bunu çok ciddi söylüyorum.
Hayatında hiç böyle birşey yaşamamış, çevresinde görmemiş, sokaktaki halktan farklı bir boyutta yaşayan insan örneği bu bahsettiğim kişi.
Hiç bir şey için kendini yormayan bir tip.
Aileler kendilerine ve çevreye zararlı nesiller yetiştiriyor.
Bu ne aşırılık?
Bloglarda gezinirken bir blogger kardeşimin kolej öğrencilerinden bahsettiğini okumamla tepemin atması bir oldu ve soluğu burda aldım sayın blog halkı.
Bende kolej mevzunuyum ama yuh nedir bu ego kardeşim.
Bir zamanlar saflık vardı abi.
Ben o saf nesilin çocuğuyum sanırım.
21 Ocak 2010
Beynim bana nasıl oyun oynuyor?
Gerisi gereksiz.
Yazmıştım.
Okuyanlar okudu.
Okumayanların bilmesinede gerek yok.
Ben hayatımdan çıkardım bu bölümü.
Bu günü..
19 Ocak 2010
Not love me at all
i still dont mind at all
Can't keep believing u i thing we're only deceiving ourselves and im sick of the lie n you're too late somehow you've got everybody fooled without the mask where will u hide???
i'm dying praying bleeding and screaming
i too lost to be saved? am i too lost?
my god my tourniquet return to me salvation do u remember me? lost for so long u be on the other side or will you forget me peace of mind, you run away from me so make me lose my mask of sanity blurring and stirring the truth and the lies so i don't know what's real always confusing the thoughts in my head so i can't trust myself anymore and i cant thrust nobody anymore..
17 Ocak 2010
Yanımda olan enerjiye..
Biliyorum.
Canımı acıtanların canını yakıyorsun.
Bu sefer pişman olmayacağım.
Bu sefer kıyacağım.
Haketti.
İnlet.
Daha fazla inlet.
Canını yak fazlaca.
13 Ocak 2010
Çöp kutusundan konteynera yolculuk.Evet işte bu benim hayatım.
senelerin harcanması..
Elimde kalansa hiç.
Acı çekiyorum.
İntihar düşüncelerim beni rahatlatıyor.
Ruhumu yukarıya çıkarmak özgür olmak bulut olup uçmak.
Kurtulmak herşeyden herkesden..
Canım acıyor.
Yanlızım.
Çevremdeki insanlar yalnızlığımı gideremiyor.
Anlamaya çalışmaları, roldan öteye geçemiyor.
Zaten herkes çok iyi oyuncu.
Canım acıyo.
Yere atmak kendimi, uzanmak caddeye, insanların ezmeleri basmaları üstüme beni hiçe sayarak..
Yuvarlanmak, sürünmek, iteklenmek, kalkıcak güç bulamamak, ve itiklenmeye devam etmek, itiklendikçe dahada yorulmak ve ölmeyi dilemek biran önce, ölüp kurtulmak..
Hiç olmak
Hiç
Anlıyomusun
Değersiz
5 para etmez olmak
Öyle davranmak ya da ..
Öyle davranarak acılarının yüklerinin sorumluluklarının kaybolacağını sanmak
Ağlamak, acının buharlaşıp suya dönüşmesi
Ağlayacak omuz bulamamak.
Birini sevmek,
ve onun sevmemesi.
Belki bi kaç uyku hapıyla uyur, uyanınca hayalde yaşamaya devam ederim,
kandırıp kendimi.
Bi ailem olsun isterdim, gerçek bi ailem.
Baba kelimesi 4 tane harfin yanyana gelmesinden ibaret sadece benim için Manevi anlamını yitirdi bu kelime.
Hayır maneviyat yoksunu değilim.
Sadece baba dedim ve yoktu.
İçi boş kaldı o yüzden.
Dolduramadım güzel pamuk şekerlerle ya da anlatılan masallarla
Parklarda el ele dolaşmalarım yoktu bu kelimede.
Geçmişi olmayan boş 4 harf benim babam.
Aslında kapısını çaldım.
EVET yaptım bunu
Ama açmadı kilitli kapılar arasından baktı bana, belkide korktu benden,
Sevgi göstermekten..
Baba ben geldim
Kızın!
Yapma bunu
Arana koyduğun o sınırı aç
Aç şu lanet olası kalbinin kilitlerini dedim.
Yapmadı.
Umudu kestim.
O kapıların ardında düşündü kendini sorguladı.
Sonra açtı kapılarını beni aradı bak ben geldim baban dedi.
Ama bu sefer ben yoktum.
Temelleri atılmamış bir binaya kat örülmezdi.
Çok geç dedim.
Zamanında yapmalıydın artık törpüledim kazıdım o
Babaya aç duygularımı.
Yapmasaydım ölürdüm katlanamazdım ki!!
Senleyken aslında sensiz geçen zamanlarımda yaptım bunu.
Seni aradım ama sen yoktun
Sensizliğin canımı acıtmasından yorulduğum için yaptım bunu kaldıramadım artık.
Şimdi içimde içi boş 4 harf var.
Yerini senin bile dolduramayacağın,
sen varsın Baba.
11 Aralık 2009
Monoton bir gün.
Gözünü kapayıp bakmak istemediği gerçeklerin acısını tatmak.
Kimyasalların uyuşturduğu ama hala kanayabilen yaralarıyla yüzyüze kalmak.
Canı acımasın diye inanmak istediği yalanların zirvesinde, kabul etmediği gerçeğinin bağımsızlığını ilan etmesine izin vermemek.
Hala, gerçeklerine, mutluluğunu bozmaya çalışan birer teröristmiş gibi davranmak, direnmek.
Çevreye güçlü görünmek adına, gerçekleri kabullenen olgun birinin rolünü oynamak.
Hatta bazen rolün gerçek olduğuna inanmak.
Acımak...
Kendine acımak...
Çaresizliğe, değiştiremeyeceği ve kabullenmek zorunda olduğu hayata lanet etmek!
4 Aralık 2009
İki teker, tek mezar.
Babası, amcaları motor tutkunu, aynı şekilde benim babam ve amcalarımda öyle.
Aile dostluğumuz var, e beylerin anlaşabilecekleri ortak noktaları var nitekim.
Arkadaşımın babası senelerin motorcusu ve bi çok trafik kazası atlatıp ameliyatlardan sağlam çıkan bi bünyeye sahip.
Geçen gün arkadaşım bize geldi, babam trafik kazası geçirdi, yoğun bakımda.
Biz şoklardayız.
Yine aynı hafta içinde babasının durumundan haberdar etmek için, babamın muayenehanesine geldi.
''Babam iyi ya.Bişey olmaz ona, sağlamdır bizim peder'' naraları atan arkadaşım, bugün telefon açtı ve ''babam vefat etti'' dedi.
Baygınlık geçiriyordum.
Çok fena oldum.
Aslında her şey ne kadar boş.
Hiç bişey için üzülmeye değmiyor.
Bi gün varız yarın yokuz.
Adam hastanedeyken maç izlemiş ya, ertesi gün fenalaşıp ölmüş.
Hayat bi parmak balı önce azına çaldı sonra çıkarıp kıçına soktu o parmağı!
Böyle bişey olur mu ya aklım almıyo.
Nasıl yani.
Ölemez ya.
Senelerdir tanıyorum.
Kaldırılası bir şey değil.
En sevdiği tutkusu, mezarı oldu.
3 Aralık 2009
Kanatan paradoks, sikilmiş hayat.
Benim için anlamı bu.
Ve zaten babam tüm pozitiflerden nefret ederdi.
Hayatından uzak tuttu pozitifleri.
Yaşattığı sinir krizleri bunun en büyük göstergesi.
Korunmasız seksten sonra doyuma ulaşıp boşalan ve ardından bi plastik parçasıyla baba olduğunu öğrenen herifi sevmek zorunda değilim.
Ona batıyorum çünkü, ben onun yaptığı hataları onun yüzüne vuracak kadar cesaretliyim.Yapmacık hareketleri, gelenekçi tavrı, boktan bi ailede yetişmiş olması, parayla babalığı satın almaya çalışması, sevgisini yasaklarıyla göstermeye çalışması, beni siktir olup gitmekle tehtit edip, aslında kendisinde onu yapıcak gücü bulamaması.
Canımı acıtıyor, anladım.
Üzgünmüş,
Hah.
Gebersin.
Git ulan
Git
DEFOL
SİKTİR OL GİT!
Bir olay daha olursa, yurtta falan kalırım artık beynim kaldırmıyor hiç bir şeyi.Zaten sinir hastasıyım, ataklarımı depreştirmesi hoşuna gidiyor piçkurusunun.
Ulan okul bitsin diye bakıyorum, gelmişim 20li yaşlarıma hala baba parası yiyiyorum.
Bu mu batıyor nedir, öf çok şey var da anlatıcak derman yok.
Bitkinim, yatmaya gidiyorum.
23 Kasım 2009
Ağzı bozuk blog.
2 Kasım 2009
Bipolar Krizi.
Genelde ilk epizod depresyon atağıyla başlar, daha sonra tekrar mani, daha sonra depresyon, ve bu döngü hastalık tedavi olana kadar devam eder.
D: Tüm gücümü toplayıp önce bir ayağımı çıkarmakla başlayabilirim. Sonra beni taşıyacağından emin olunca diğeriyle birleştirip doğrulabilirim belki. Tüm zorunluluklarım için bunu başarabilir miyim acaba?
D: Ne kadar da kalabalık. İnsanlar üzerime geliyor sanki. Gergin bir koşturmaca. Kötü kokular salgılanıyor burnuma. Herkes bana çarpıyor. Kimse görmüyor silik beni. Hayat bana çarpıyor sersemleşiyorum. Kaçamıyorum…
D: Hayat ne kadarda anlamsız ben ne kadarda değersizim. Omuzlarım düşüyor. Ağırlaşıyorum gitgide. Beynimin içi karmakarışık cevapsız bin bir soru ve paranoyalarım kemiriyorlar beni. Etim acıyor. Kafam ağır geliyor taşıyamıyorum. Keskin bir kılıç cellâdın elinde tek vuruşta bitiyor her şey – sadece düşümde…
D: Temiz hava iyi gelmeye başlıyor.Belki demli bir çay birkaç nefes sigara.Tamda geleni geçeni gören bir çay bahçesinde.Belki yorgun fikrim dinlenir.Belki huzur tekrar yaklaşır yanıma.
D: Aldığım her bir yudum çektiğim her bir nefes vücudumda bir his yaratıyor. HİS-ediyorum. Gözlerim aralanıyor. Bir ışık parlamaya başlıyor, inceden ısıtıyor beni. Aralıyorum kapılarımı. Bir dinginlik çöküyor içime. Huzura dönüşen.
D: İçimde bir şeyler kıpırdamaya başlıyor. Bahar gibi… Yeniden uyanıyorum sanki. Bir an her şey bir anlam kazanmaya başlıyor. İnsanlar gözlerime bakmaya başlıyor. Yeniden var oluyorum. Yeniden doğmanın heyecanı bu… Kabuğundan çıkma isteği…
M: Ne güzel bir gün… İçim içime sığmıyor. Renkler her zamankinden daha canlı, sesler daha temiz. Dünya etrafımda dönüyor, benim için yaratılmış sanki. Yaşamak için ne çok sebebim var.
M: Aynadaki yüzüme bakıyorum. Gülen gözlerime. Hayat veren baştan çıkarıcı bakışlarıma. Çıkıp hayata bırakmalıyım kendimi. Hayat bana akmalı bende anlam bulmalı
M: İnsanlar ne kadarda silik, yorgun ve zavallı. Işığım tüm gözleri kamaştırıyor. Gözlerini benden alamıyorlar. Zekâm güzelliğimle birleşip cazibeye dönüşüyor. İşte şimdi yapamayacağım hiç bir şey yok!
M: Düşüncelerim ne kadar berrak zekam ne kadar keskin. Ne kadar hızlı ama bir o kadar da derin düşünebiliyorum. Ve bir o kadar da kadınsı bir koku yayıyorum etrafa. Nasıl da nedenini anlamadan çekim alanıma giriyorlar.Nasılda sarhoşlar.Dokunuşlarım nasılda uçuruyor bulutların üstüne.Ve ben nasılda seviyorum hayatı, içinde BEN olduğum için
M: Düşüncelerim hızlanıyor. Sorduğum sorulara kendim cevap vermeye başlıyorum.Hep ben konuşuyorum.Malzeme çok konular zengin...Aynı anda her şeye yetebilirim.Herkese, her soruya bir cevabım hal-i hazır beklemekte.Kimim ben neyim insan üstü bir yetenek olsa gerek!
M: Enerjim artıyor, düşünceler daha da hızlanıyor, cümlelerim yarım kalıyor.Kendime yetişemiyorum, büyük bir koşturmaca.Kafam karışıyor.Korkular başlıyor yorulmaya başlıyorum.
M: Artık kontrol edemiyorum hiçbirşeyi.Ağzımdan çıkan hiçbir hece bana ait değil.Birileri beni tüm benliğimle ele geçirdi sanki. Huzursuzum. Kabuğuna çekilme isteği…
Je suis aux prises avec un trouble bipolaire
11 Ekim 2009
Kampüs Yolunda
Trafik yoğun dur kalk, dur kalk yaptığımız içinde kadının her seferinde arabayı geri kaydırdığına şahit oluyorum.
Derken bir motorsiklet serit değiştirmek için arabanın arkasından geçmeye çalışıyor ve güm.Kadın yine arabayı kaydırdığı için motorun kıçına doğru çarpıyor.Adam sarsılıyor ama düşmüyor.
Ulan kadın el freni kullan bari!
Ve biz tam 3 saat evet yanlış okumadın TAM 3 saatte köprü trafiğinden çıkmayı beklemiş bulunup o sabrı verdiği için tanrıya bir kez daha sükrediyor ve her eline 10 -15 milyar geçen orta sınıf vatandaşın 2 el araba alıp trafiği işgal eden sürücülerine bir kez daha küfrediyorum.
Arabalar şahsi 1 kişi için yol işgal ediliyor
Yahu toplu taşıma araçlarını kullansnız olmaz mı?
Jip sahipleri, yok ben toplu taşıma araçlarına binip seviyemi düşüremem diyorsanız size jip konforunda özel araçlar yaptırılır.Bilet fiyatlarıda pahalı olur böylece hiyerarşik düzenin yine üst kısmında olup yine ego tatmini yapmaya devam edersiniz.
Böylece trafikte işgal edilen yer sayısında büyük bir azalma yaşanır ve gitmek istediğimiz güzergaha 3 saat değilde 20 dakikada ulaşmış oluruz.
Hayali bile güzel değil mi?
Neyse köprüden çıktım Nişantaşı istikametinde ilerlerken yine trafik! sebebiyle durmak zorunda olduğum için yoldan geçen insanları gözlemleyip hareket yürüyüş ve tavırlarından insanları tahlil etmeye çalışırken gözüme 2 adam ilişti.
Adamlar sokak ortasında kulak kıllarını çakmakla yakıyolar.
Ulan tam 2 saat yarıldım:D
Ardından ben trafikte yine beklerken adamların yürüyerek beni geçtiğine şahit olunca şu kanıya vardım.
İstanbul'da yürüyerek istediğin istikamete daha çabuk ulaşırsın.
Add:Tanrı bize sağlam bacak kasları nasip etsin amin.
30 Eylül 2009
Papucumun Babası
Hayır diyemedim.
Neden bilmiyorum.
Son üç gün içinde herşeye 'he de geç' yöntemini uyguluyorum.
Uyumadan önce düşünceler trafiğiyle boğuşup benzini biten beynimin anca sabahın ilk ışıklarında makinenin motorunu soğutmak için arıza şeridine çekmesiyle uykuya dalan ben artık rahatça uykuya dalar oldum hatta günü uyur-gezer bir şekilde tamamlıyorum.
Babam tanrı cezanı veriyor işte senin ama sen farkında değilsin dedi.
Manimi buna bağladı.
Benden siniri çıkarmak için canımı acıtmaya çalıştı.
Bişeylerin intikamını alır gibi konuşurken duyduğu haz ses tonuna yansıyordu.
Neden çünkü annemi sevmediğini ondan boşanmak istediğini söylerken ve o gün başka kadınla yattıktan sonra başına kaktığım ve haklı olduğumu bildiği için suskunluklarını benim açığımı yakaladığında kustu.
Bu kadar yüzsüz nasıl olabiliyor
Nasıl, hangi yüzle bana babalık taslayabiliyor ?
Kendisi fazla mükemmel süper
Daha öncede dedim.
Git özlemedim seni
Sevgilinle güzel zamanlar geçirmeye devam et
Rahat bırak beni
28 Eylül 2009
Yaşamak istemem
Bana önerilen herşey
Bana dayatılan yaşantı
İşe yaramaz bir çöplük!
Yarattığınız sistemler
Kullandığımız yöntemler
Yaşamak istemem aranızda!
Belki de terslik bende
Yapamadım bu düzende
Kaçacak delik arar oldum
Sürüngenler şehrinde
Eğitilmiş köpekler
Doymak bilmez maymunlar
Yaşamak istemem artık aranızda!
Benden bir ruhsuz yaratmayı
Nasıl başardınız?
Benden bir hissiz yaratmayı
Nasıl başardınız?
Benden bir uyumsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden sizden biri yaratmayı
Nasıl başardınız?
Yaşamak istemem artık aranızda!
24 Eylül 2009
WTF!
Sevgilinle güzel zamanlar geçirmeye devam et.Dönme hiç.
İyi tatiller.
Baba.
14 Eylül 2009
Yazıya yaptığım yorumu blog yaptım.
13 Eylül 2009
Hiçlik ifadesi varsa biraz ondan alayım.

Because maybe u're gonna be the one that saved me and after all u did my wonderwall ..
add:didn't put name a relationship , didn't put name has been leave.
'''Still Running uphill swimming against the current i wish i weren't so fucked feels like im stuck lost in a sea of mediocrity slow down, u're thinking too much Where is your soul? u can't touch the way i play or tell me what to say u're in the way of all that i believe in .. '''
Sözleri iliklerime işlerken dudaklarım şarkı sözlerini mırıldanıyor ve Dss* bana doğru bakıyordu.Bi djarum yaktım.İçime bi nefes çekip arabanın camından üfledim.Ardından ona yaklaştım ve dudaklarına sigarayı tutuşturdum.Yanımda sevdiğim adamın bulunması yüzümdeki manasız sırıtma ifadesinin tek sebebiydi.Ama belli etmeme çabası içerisinde, narsist maskemi yüzüme takarak onla ilgilenmiyormuşum havası yaratmak için elimden geleni yapıyordum.
Klasik kız tripleri; kendini ağırdan satmak.
Tarabyaya geldik.Sitesinin önünde arabayı parketti.Laptop ve çantamı taşısın diye eline tutuşturdum.Bu niye bu kadar ağır dedi ve laptop çantasının içinde Olmega şişesinin olduğunu hatırlattım daha sonra asansöre binip evine girdik.Odasına girip toplu olmasına şaşırdığım yatağına oturdum.Annesi İstanbul dışında diye yemek hazırlamaya gelmiş olsamda hiç bir yemek yapmayı bilmiyor olmanın ezikliğiyle mutvağa girdim.Dolabın sebze ve kahvaltlık türüyle dolu olmasına rağmen bişey yapmayı bilmeyerek sordum.
Ben -Makarna yapayım mı?
Yumurta mı yapsam? şeklindeki sorularıma önce suratını ekşitti sonra güldü.Ardından bende güldüm.
Dss - İçmeye mi başlasak?
Ben - Aç karnına çarpmasa bari yemek mi spariş etsek?
Dss - Bugün bana sen yemek yapıcaktın dimi:D
Ben - Evinizde bişe yokmuş n'yapayım ben öyle her yemeği yapamam moduna girdim.Sonrada yemeğin ardından içkiye başlamak için biraz bekleniceği aklıma geldi ve yemek spariş işinden vazgeçtiğimi söyledim.
dss'nin yatağına oturdum.İçki koleksiyonları dikatimi çekti ve yanında duran LTD'ler.
Ah gitarcı sevgilim benim:D
Gelmeden önce bendeki mikrofonu getirip bestelerimize birer göz atarız teklifi sunsamda
hayır gerek yok bugün müzik yapmayacağız cevabı aklıma başka sorular getirmedi değil...
Bugün ne yapıcaz lan moduna girdim içimden:D
Yataktan kalkıp mutvağa gidip ne yapıyor diye kontrol etmek istedim.Tuzluğu alan ben limonları ona kestirip odaya getirttim.Yatağa oturdum.

Dss - Başla
Ben - Hayır sen
Dss - Aynı anda diyip uzlaşma taraftarı oldu.
ben ise kabul ettim.
Dss tuzu elinin üstüne döktü banada bir miktar serpti ve yaladıktan sonra shotladık ardından limonla içimizi ferahlattık.
İçim yanmaya başlamış tekila yarılanmıştı.Ardından hararet saçan dudaklarını dudaklarıma yaklaştırıp emmeye başladı.
Ayrıntıya girmicem:D

Şişe bitti.
Kustum.
Duşa girip çıktı.
Ardından evime bıraktı.
İşin garibi bu kadar atraksiyondan ve kusmuktan sonra ben nasıl oluyorda herşeyi hatırlıyorum?
Add:Normalde içip kussam unuturdum.Yaşadım da..

